İkide Bir  

Sokak fotoğrafçının evidir.

Sürprizlere açıklığı, sürekli değişen dinamikleri ve ansızın beliren çarpıcı detaylarıyla, elinde makinesi ile bir avcı gibi dolaşan fotoğrafçıyı kendine çeker sokaklar.

Evler, ağaçlar, caddeler yani evrenin gayrimenkulleri, ancak mahir bir fotoğrafçının kendilerini bulundukları ortamdan koparacağı anı yüzyıllık bir sabırla beklerler.  

Yaz tatillerinde terkedilmiş ilkokulların duvarlarına asılı mevsim şeritleri gibi gelecek zamanlarını düşleyen bu fotoğraflar, izleyicileriyle buluştuklarında arzulanan üçüncü boyuta ulaşmış olurlar.

Olay, mekân ve fotoğrafçının parmağının ucu ile zamandan çaldığı an arasında, koşulsuz bir ortak kuvvetler alanı olarak belirir fotoğraf. Aslında fotoğrafçının önünde cereyan eden olay, fotoğraf niyetiyle dizginlendiğinde “öteki” olmaktan çıkıp gerçek anlamını bularak akıp geçmekte olan zamana yuva olacaktır.

Oğuz Nusret Bilik, öncülünü Eugène Atget fotoğraflarında görüp suç mahalli olarak okumasını yaptığımız türden bir bakışı, 21. Yüzyıl’ın Türkiye coğrafyası üzerinden işin içine kendi varlığını da katarak “epik” bir bakışla bir kez daha birleştiriyor ve bize yeni önermelerde bulunuyor. Kendi gördüğü -ve hissettiğiyle- bizim baktığımız arasına bir durak daha koyuyor.

Oğuz Nusret Bilik, yalnızca çektiği fotoğraflarında sessizce işaret ettiği sosyolojik katmanlarla değil, toplumun bir ferdi olarak varoluşu üzerinden kurguladığı estetikle de göz dolduruyor. Bilik’in “İkide Bir” sergisini, çekilen fotoğrafların fotoğrafçısı tarafından yan yana getirilme uğraşından çok, ikiz anların teşhisi üzerinden bir balistik çalışma olarak anmak daha doğru olacaktır.

Bazen bakış bütünlüğü ve hislenişini iki parçaya bölerek, bazen de yeryüzündeki farklı anları ortak alan ve zaman içinde yeniden birleştirerek fotoğraflarını oluşturuyor Bilik. Aynı çerçeveye sığdırılmış her iki fotoğraf bir ikilemden çok, diptik bir bakış bütünlüğü içinde tek gerçekliğe hizmet ediyor.

Geriye, fotoğrafların karşısında vaziyet alan seyirciye, buruk bir hicvin gölgesine terkedilen özgür ama siyah-beyaz bir alan kalıyor.

Yazı: Merih AKOĞUL

 

 

 

 

 

 

 

İKİDE BİR / TWO IN  ONE

1/18

 

The street is the photographer’s home.

Like a stalking hunter, the photographer with camera in hand is drawn to the street, open to surprises and the constantly changing scenery, and ready to capture any sudden dramatic details. Houses, trees, roads - the property of the universe – are there waiting with infinite patience for the moment when a skillful photographer will pluck them out of their surroundings. Like the seasonal posters that hang on the walls of a primary school classroom deserted for the summer holidays, these photographs dream of the future and only reach their longed-for third dimension when they meet the eye of a beholder.

The photograph emerges as a combined field of forces exerted by the incident, the location, the photographer’s finger tip and the moment that is snatched from time. In fact, as soon as the incident occurring in front of the photographer is harnessed into a photograph, it morphs from being a mere ‘that over there’ into its true spirit as a home for passing time.

Oğuz Nusret Bilik, inspired by the photographs of Eugène Atget, combines a way of looking at things like a crime scene with the ‘epic’ view of Turkey’s 21st century geography, to which he adds his own existence, and once again offers us new perspectives and suggestions. The gap between what he sees, and feels, and what we are looking at has been widened further.

Oğuz Nusret Bilik creates a strong impression not only with the silent sociological statements of his photographs but also with their aesthetics based on his existence as a member of society. Bilik’s “İkide Bir” (Two in One) exhibition is more than just a photographer displaying his photographs side by side; it would be more correct to refer to it as a ballistic work on the identification of “twin moments”

Bilik creates his photographs by either splitting the integrity and the emotion of the scene into two parts, or by taking different moments in the world and then combining them in a common time and place. Rather than each pair of photographs displayed in a single frame being a dichotomy, they actually serve to produce a single truth, within a diptych format.

As the observer stands in front of the photographs, he is confronted with an unfettered, black-and-white space, free of the shadow of bitter satire.

Author: Merih AKOĞUL

 

Çeviri/Translation : Annette Hanisch

 

Two in One